Hapis Tutulan Kadınlar Anlatıyor

UM MUHAMMED / DOĞU GUTA

2012’de sabah saatlerinde işe giderken rejim güçleri tarafından bir arabaya bindirilerek gözaltı merkezine götürüldüm ve orada darp edildim. 3 kez sorgulandıktan sonra 7 kadın tutuklu ile aynı odaya konuldum ve bu sırada başörtümü zorla çıkarttılar. Herkesin gözü önünde tecavüze uğradım. İçerideki herkesin maruz kaldığı işkenceler yüzlerinden okunuyordu. Oraya onurunuzla girersiniz ama onurunuzla çıkamazsınız. Kadınlara defalarca tecavüz ve işkence ediliyordu. O sesler hala kulağımda ve beynimde. Unutamıyorum.

 

MARYAMHAMA

24 Yaşında 4 çocuk annesiyim. Hapishanelerde yaşadığımız işkencenin sınırı yok. Bana tecavüz eden komutana ‘Allah için yapma’ derdim. ‘Allah yoktur’ derdi. ‘Peygamber için’ derdim. ‘O izinde’ derdi. ‘Kim daha tatlı? Özgür Suriye Ordusundakiler mi, biz mi?’ diye iğrenç sorular sorarlardı. Şu ana kadar sesimizi duyurmak için çalıştık. İnsan hakları örgütlerine gittik, devlet başkanlarına seslendik. Ama nafile. Sesimizi duyan olmadı.

 

EMİRA TAYYAR

2013’de Suriye hapishanelerinde işkenceye maruz kaldım ve hâlâ yaşadıklarımın etkisinden kurtulamadım. Cesetlerin üzerine basarak geçiyorduk. Daha sonra cesetleri köpeklere veriyorlardı. Çıplak olarak asıp, canlı canlı tırnaklarımızı söküyorlardı. Cesetleri kıyma makinasına attıklarını biliyorum. Yıkanamadığımız için bit ve uyuz çok vardı. İşkencenin her çeşidini yaptılar bana. Oğlumu idam ettiler. 2011’den beri kocam işkence altında ve ondan hala haber yok. Şimdi bize yapılandan daha fazla işkence ve tecavüz var. Yatınca kafamıza buz gibi su damlatırlardı. Beynimize işlerdi o damlacıklar. Hâlâ su sesi duyunca işkenceyi hatırlıyorum.

 

MAJD IZZET AL-CHOURBAJI

Şam’da 2013’te içeri alındım. Nedeni ise Sahra Hastanesi’nin yerini söylemek ve barış yanlısı gösterilere katılmaktı. Ardından eşim ve 3 çocuğum da içeri alındı. Eşimi en son bir başka hapishaneye nakledilirken gördüm. Yüzü, gözü her tarafı kanlar içindeydi. Ben hapisten çıktıktan 6 ay sonra eşim de hapishanede gördüğü işkenceler sonucu hayatını kaybetti. Sonra cesedini bile bulamadık. Bana sadece üzerinden çıkan eşyaları geri verdiler. Yaklaşık 7 ay Suriye zindanlarında kaldım. İnsanları ellerinden asarak demir sopalar ile dövüyorlardı. En son kaldığım yerde 20 metrekarelik alanda 20 kişi tutuluyorduk. Günlerce uyku görmedik. Birçok kişi ayakta duruyor, diğerleri uyuyabiliyordu. 24 saatte ancak 3 kere tuvalet izni veriliyordu. Çoğu zaman insanlar hacetlerini üzerlerine yapıyorlardı. Birçok kadının doğan bebeği hapiste ölüyordu. İnsanlara akıl almaz psikolojik şiddet uygulanıyordu. Günlerce, saatlerce gördüğümüz işkenceler oldu. Açlık grevi yaparak yargıya gönderildim. Bu şekilde çıkmış oldum. Çıktıktan sonra kendi kendime söz verdim. Hapishanedeki diğer kadınlar için mücadele edeceğim dedim. Vicdan Konvoyu’na bu yüzden katıldım.

 

11

İsmim 11, bu bana hapishanede verdikleri isimdi. Ben Esed’in koruduğunu iddia ettiği azınlıklardan birine mensubum. Belki de azınlık olup da Esed taraftarı olmamak benim ikinci suçumdu. O yüzden abluka altındaki bölgelere tıbbi malzeme, yardım ve bebekler için süt yolluyordum. Bu en az 20 yıl hapiste kalmak ve müebbet yemek için yeterli bir suçtu. Hapishaneden çıkalı bir sene olmasına rağmen hala etkisinden kurtulamadım. Fiziksel olarak buradayım ama psikolojik olarak hala oradayım. Hastane dedikleri insan mezbahalarında gördüğüm gençlerle birlikteyim hala. Şehit edildikleri ve bedenleri parçalandığı zamanlardan beri. Veya ölümü bekleyen ve en şişmanı 35 kilodan fazla olmayan gençlerle birlikte. Hala orada hasta olduğunu söylemeye cesaret edemediği için ölen kızın yanındayım. Ben hala 5 yıl boyunca annesi, kardeşi ve büyükannesi ile hapsedilen çocuklarla birlikte oradayım. Sadece ailesinden birisi rejimin yanında değil de diğer tarafta olmayı seçti diye hapsedilen. Üç yaşındayken gözaltına alınan ve beş yıldır hapishanede olan bir çocuk. Ondan ne bekleyebilirsiniz? Sesimin mümkün olduğu kadar çok insana ulaşmasını istiyorum. Orada şehirlerin altında şehirler olduğunu, mezbahlar olduğunu bilmeleri gerek. Orada en büyük ve güzel düşleri ölüm olan insanlar var. Bu ca7ninin işlediği suçlara ve sadistliğine son vermenizi istiyorum.

 

NUR EL-HUDA HİCAZİ

25 Eylül 2012’de Şam’da Suriye istihbaratının kurduğu bir askeri güvenlik bariyerinde, Suriye’de savaş başladıktan sonra masum insanlara yardımcı olduğum için ve medyada seslerini duyurduğum için gözaltına alındım. Caddede yüzlerce insanın gözleri önünde onur kırıcı bir şekilde alıkonuldum ve istihbarat aracına itildim. Araçta istihbaratın şubesine giderken, soruşturma bahanesiyle korkunç ve insanlık dışı bir şekilde tacize maruz kaldım. Önce konuşmayı veya sorularına cevap vermeyi reddettim. Onlara herhangi bir bilgi vermediğim için defalarca dövüldüm, yine de bilgi vermeyi reddettim. Çünkü vereceğim bilgiler çok geniş çapta, yaralı ve masum insanlara yardımcı olan ve benim de birlikte çalıştığım sağlık görevlilerini etkileyebilirdi.

      Askerlere iki gün önce açtığım Skype hesaplarımdan birini verdim. Normalde sadece bir hesabım vardı. Onlara kişisel hesabımı vermemiştim, ama benden kullanıcı adımı söyleyerek o adresi istediler. Benim hesabımı açtılar ve arkadaşlarımla konuştular. Bir arkadaşım Şam’daki ilaç depolarının yerini öğrenmek istediğini yazdı. Onunla yazışırken normal şartlar altında yazmadığımı anlamasını sağladım. Memur hiçbir şey elde edememiş olmaktan dolayı sinirliydi. Bundan sonra, hiçbir şekilde insani bir muamele göremediğim bir hapiste mücadele verdim. Hücreler yalnızca altı metrekareden oluşuyordu. Nefes alabileceğimiz sadece iki küçük açıklık vardı. Hücre küf kokusuyla ve isle doluydu ve tuvaletlerin önündeydi.

      Suriye’deki soruşturmaların, kadınların, erkeklerin ve çocukların kıyafetlerinin tamamen çıkarttırılıp, insanlık dışı bir şekilde yapıldığını herkes iyi biliyordu. Hücrede yedi Suriyeli kadın vardı. Bunlardan biri 65 yaşında bir kadındı ve biri de gözaltına alındıktan ve tecavüz edildikten sonra hamilelik belirtileri gösteren 14 yaşında bir genç kızdı. O gece, yatacak hiçbir şeyimiz olmadığından fayansların üzerine yattım. Zor bir geceydi, ertesi günün neler getireceğini bilmiyordum. O gece yan hücredeki bir adamla bir suyolu deliğinden konuştuğumu hatırlıyorum. Beş yıldır buradaymış.

      Ertesi sabah soruşturma başlatıldı. Gardiyan onunla gelmemi söylediğinde kanım dondu. Gözlerimi kapattılar ve beni kelepçelediler. O halde beni sorgu odasına götürdüler. Odada bir sandalyeye oturdum, önümdeki memur bana sorular soruyordu, ayrıca odada birkaç askerin benimle ilgili konuşup güldüklerini duyuyordum. Hiçbir cevap vermek istemedim, çünkü vereceğim her cevap arkadaşlarıma ve aileme zarar gelmesine sebep olacaktı. Verdiğim tek cevaplar ‘Hiçbir şey bilmiyorum’ ve ‘Hiçbir şey söylemeyeceğim’ oldu. Memur bunları duyunca acımasızca beni dövdü, yüzüme yumruk attı. Askerler öylece oturmaya devam ettiler. Cevap alamadığı her soruya karşılık beni dövdü ve elektroşok verdi. Gözlerimi kapattılar, böylece ne zaman ve nereye vuracaklarını veya elektrik vereceklerini bilmiyor olacaktım. Ben acıyla çığlıklar attığım zaman sadece güldüler. İki saatlik bir sorgulamanın ve dayağın ardından beni ellerim bağlı bir şekilde dört saatten fazla bir koridorda bıraktılar. Koridordan geçen herkes bana vurdu ve en çirkin hakaretlerde bulundular. Sorgulandığım günler boyunca tecavüz edilmekle tehdit edildim, hatta korku dolu günlerimden birinde, saatler süren dayakların ve hakaretlerin sonrasında sorguyu yapan memur, diğerlerinden birine ‘Bunu beş memurla birlikte bir odaya götürün, tecavüz etsinler.’ dedi. Beni uzun bir koridorda yürüttüler. Gözlerimi kapadım ve gitmeleri için dualar ettim. On dakika sonra gözlerimi açtığımda hücremin önünde ne olacağını bilmez durumdayım.

      Sorgu yedi gün boyunca sabahtan akşama kadar devam etti. O korkunç şeyleri her gün yaşadım. Uyuduğum zaman sabahın gelmesini hiç istemiyordum çünkü tekrar o işkenceleri çekmek istemiyordum. Yedi günün sonunda yaşadığım tüm bu işkencelerden yorgun düşmüştüm. Teslim olmamanın hiçbir işe yaramadığını anladıktan sonra memura isimleri verdim ve başka bir şey bilmediğimi söyledim. Bana yaptığım ve yapmadığım şeyleri yazmam için yedi kâğıt verdi. Yedi gün boyunca diğer mahkûmlarla birlikte psikolojik işkencelere maruz bırakıldım. Daha genç mahkûmlar bayılana kadar hücremizin önünde dövüldüler ve işkence gördüler. Bayıldıklarında ya üzerlerine su döküldü ya da elektrik verildi ki tekrar işkence edebilsinler. Her gün üç saatten fazla onların çığlıklarını duyduk. Günlük yemeğimiz sert ve soğuk patatesti, her gün patates yemekten hazımsızlık sorunları çekiyorduk. 24 saat içinde sadece iki veya üç kez tuvaleti kullanmamıza izin veriliyordu, dokuz kadının tuvaleti kullanması için sadece altı dakika süremiz vardı. Sadece ayda bir kere altı dakikalığına duş alabiliyorduk. 13 gün sonra arkadaşımla 2 metrekareyi geçmeyen, küçük bir deliği olan, hamamböceklerinden ve diğer böceklerden geçilmeyen kasvetli bir odaya götürüldük. Hapisten çıktım, fakat hala binlerce kadın her gün hapislerde işkence görüyor ve kimse seslerini duymuyor. Uluslararası kamuoyuna mesajım, Suriye’deki kadın mahkûmların özgürlüğü ve diğer çatışma bölgelerindeki kadınların güvenliği için harekete geçin. Eğer Suriye’de başarılı olursak tüm dünyada başarılı olabiliriz.

 

SAYHA EL-BARUDAYIHAMA

İki çocuk annesiyim. Eşimle Beyrut’a giderken yoldaki bir kontrol noktasında gözaltına alındım. Başörtümü çıkarmayı reddettiğim için ilk etapta işkence gördüm. Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım. 55 yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi. 9. Sınıfta bir kız çocuğu vardı. Ona odadaki herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti. Gecelerimiz ayrı bir cehennem gibi geçiyordu. Askıya asıyorlardı bizi. Bayılınca askıdan indirip yerdeki suya elektrik vererek tekrar ayıltıyorlardı. Her sabah işkence, akşamında tecavüz. Kimse bizi duymadı. Gece saat 12’den sonra neler olurdu bir bilseniz. Komutan Süleyman, en güzel kızları seçip odasına getirtirdi. Ofisinde 2 oda vardı. Arka oda tecavüz odasıydı. Tecavüze uğrayan bir kız hamile kaldı. Hamileyken de tecavüze uğruyordu. 6. Ayında doğum yaptı. Çocuğunu önünde kurşun sıkarak öldürdüler. O kız aklını oynattı. Şimdi ailesi onu iple bağlıyor. Cezaevlerindeki insanlar sadece açlıktan kemikleri çıkmış, dövülmekten yaşlanmış, hareket eden cesetler gibiydiler. Sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum. Odalar hep ölüm kokuyordu.

 

UBEYDE EL HAZAN

Kendi ülkemde suçsuz yere cezaevinde kaldım. Hapiste çok fazla işkence gördüm. Katil Beşşar’ın rejimi çok acımasız ve bize her türlü kötülüğü yaptı. İçeride hala tutuklu olan kardeşlerim var. Onların sesini tüm dünyaya duyurmak istiyorum. Bütün dünya ülkelerinden tek ricam, lütfen artık kadınlarımızın sesini duyun. Bu zulüm artık son bulsun.

 

SEMR EN-NECCAR / HAMA

22 Aralık 2012 Cumartesi günü bölge yönetiminin görevlilerinden bir grup beni ele geçirdi ve doğrudan bariyerlerden içeriye korkunç bir şekilde sürükledi. Benden hemen çantamı ve elimdeki telefonumu aldılar ve beni küçük bir odaya koydular. Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapattılar. Yarım saat geçtikten sonra uzun sakallı iri yarı bir gardiyan kapıyı açtı. Beni boynumdan tutup askerin odasına doğru sürükledi ve orada asker bana küfretmeye, hakaret etmeye ve kötü konuşmalara başladı. Ve beni silahlı saldırılara yardım etmekle itham etti. Bir seferinde Ebu Abdu diye çağırılan bir gardiyan içeri girdi ve bizi topluca kırbaçla dövdü. Hapiste kaldığım süre içinde maruz kalmadığım işkence kalmadı.

 

MARIYA / ŞAM

Rejim askerleri muhaliflere yardım ettiği gerekçesi ile kız kardeşimi almaya gelmişti. Onlara kardeşimi teslim etmediğim için beni de attılar. 100 gün hapiste kaldık. Konuşmayınca işkenceye başladılar. Her bir gün yüz sene gibi geldi. Bazen aynı hücrede bazen de tek hücreye attılar bizi. Kız kardeşimle birlikte çok işkence ettiler bana. Kırbaçlarla vurduklarında korkup büzülüyordum. Ona tecavüz ederken bana, bana ederken de ona izletiyorlardı. Beni havaya atıp yere bıraktılar bir gün ve hem belim hem de ayağım kırıldı. On üç gün bilinç kaybı yaşadım. Uyandığımda kız kardeşimi kanlar içinde gördüm. Ona da aynı şeyleri yaptıklarını anladım. Kız kardeşime işkence yaparlarken bana yardım etmem için yalvarıyordu, ama ben hiçbir şey yapamıyordum. Günlerce yemek vermedikleri oluyordu, verdiklerindeyse pilav veya makarnayı suda ıslatıyorlardı, içi böcek dolu oluyordu. Bize niye böyle yemek veriyorsunuz dediğimizde, gıda olsun diye verdiklerini ve bunları yemek zorunda olduğumuzu söylüyorlardı. Kara böcekleri dahi yedik. Sonunda kardeşim de ben de hapisten çıktık ama yaşadıklarımızdan sonra birbirimizin yüzüne bakacak halimiz kalmadı. Birlikte yaşayamaz olduk. Kardeşim bir Avrupa ülkesine gitti. Ben de Türkiye’ye geldim.

 

WALAA ASHI / HUMUS

45 yaşında 5 çocuk annesiyim. Şuan Ersal Mülteci Kampı’nda yaşıyorum. Güvenlik ve ordu güçlerinden büyük bir grup yaşadığımız mahalleye bilmediğimiz nedenlerden ötürü baskın yaptı. Mahalleye girdiler ve mahalle meydanında gördükleri erkekleri tutukladılar. Daha sonra evlere girdiler, çalabildikleri her şeyi çaldılar. Sıra benim evime gelmişti. Kapıyı kırıp yanımıza geldiler, komutanları evde olan herkesin gelip önünde durmasını emretti. Ben, 5 çocuğum ve eşim evdeydik; eşimin tutuklanıp alınmasını emretti. Daha sonra bana elbisemin altında ne sakladığımı sorup onu çıkarmamı emretti. Eğer yapmazsam adamlarından bunu yapmasını isteyecekti. O an bağırmaya ve ona yalvarmaya başladım, beni dövdü ve başörtümü çıkardı, elbisemi yırtmaya başladı; ayakta durmamı ve hiçbir şey saklamadığımı kesinleştirmek için ellerimi kaldırmamı istedi. Bu olanlar esnasında silahlılarla eğlendiğimi, seneler önce mahalledeyken onlarla fuhuş yaptığımı ve hepimizin şeref yoksunu olduğunu söylüyordu. Bir dahaki sefere adamlarını eğlendirmek için döneceğini söyledi çünkü silahlılar onlardan daha üstün değildi. Ev eşyalarını kırarak çıktılar. Eşim bir hafta boyunca tutuklu kaldı, serbest kaldığında mahalleyi terk etme ve Lübnan’a kaçma kararı aldık; çünkü bizi bırakmayacaklarını biliyorduk.

 

IBTISAM EL-DIRANI / ŞAM

52 yaşındayım. 20 Haziran 2013 Perşembe günü bir subay beni askeri kontrol noktasında durdurdu. Kapıyı birisi açtı, çocuklarımı arabadan indirdiler ve benim inmeme izin vermeden araba yoluna devam etti. O esnada çocuklarımın çığlıklarını ve ağlamalarını duyuyordum. Yanımdaki tüm paramı ve altınlarımı zorla aldılar. 20 gün boyunca Hava Kuvvetleri İstihbarat Şubesi’nde kaldım. Burada bana şiddetli işkence ve tecrit uygulandı. Benim sorgulamam üç gün sürdü. Sorgu ancak havaalanının içinde gerçekleştiriliyordu. Sonra beni 6 metreye 3 metre olan toplu bir hücreye koydular. Burada 25 tutukluyla 17 gün boyunca kaldım. Daha sonra benim gibi terör suçuyla suçlanan yaklaşık 60 tutukluyla beraber beni Hava Kuvvetleri İstihbarat Şubesi’ndeki terör mahkemesine götürdüler. Ardından serbest bırakıldım.

 

MARIYA / HAMA

Evli ve 3 çocuk annesiyim. 3 Ağustos 2012’de evime düzenlenen baskın sonucunda tutuklandım. Bana işkenceleri üç gün aralıksız ve şiddetli bir şekilde devam etti. Nitekim bu sorgulama öğleden sonra ikide başlayıp akşam sekize kadar sürüyordu.  Her gün tutuklu kadınlardan ikisi Yarbay Süleyman Cuma’nın ofisine götürülüyordu. Bu ofis, uyku için iki yatak ve tuvalet, içi alkollü içeceklerle dolu bir dondurucu ile donatılmıştı. Tutuklamanın dördüncü günü; küfür ve darb ile sorgulamanın sona ermesinden sonra akşam saat dokuz sularında benim gibi tutuklu olan genç kızlardan biriyle birlikte Yarbay Süleyman’ın ofisine götürüldüm. Yarbay Süleyman ve arkadaşları tarafından bize dönüşümlü bir şekilde tecavüz silsilesi başladı. Yarbay Süleyman, bu gençlere yönelerek küfürler ve aşağılayıcı, kaba ifadeler kullanıyordu. Alaycı bir şekilde; “İşte istediğiniz özgürlüğü size veriyoruz köpekler” diyerek alçakça yaptığı fiiline döndü. Bana ve diğer genç kızlara yaptığı bu çirkin fiil 24 gün boyunca devam etti. Aynı zamanda bu süre, benim bu şubedeki tüm tutukluluk süremdir. Hama’daki özgür ordudan bir tabur ve şubenin görevlileri arasındaki mübadele anlaşması esnasında serbest bırakıldım. Bana olanları ömrüm boyunca unutmam mümkün değil. Ne olursa olsun, hakkımı onlardan alacağım.